| Kuruluş Öyküsü - Kemal Özden | |
|
|
Gelişmiş büyük devletlerin (ve onların çokuluslu şirketlerinin) gelişmekte olan ülkeleri babalarının bağı haline getirecek düzenlemelerin ardı ardına geldiği 1980'ler ve sonrasında, ulusal ekonomi seçeneğinin sesi kıstırılmış, örgütsüzlüğün de getirdiği dağınıklıkla "Globalizm, yeni dünya düzeni çığlıkları palavralarından başka bir şey duyulmaz hale gelmişti. Ulusal ekonomilerin güçlendirilmesine ilişkin her sav "bunların modası geçti artık" diye susturuluyordu.
Moda; globalizmi... Ve globalizm bir çoğumuzun anladığı masum anlamından -dünya coğrafyasının birbirine ulaşım ve haberleşme olanakları ile teknolojinin gelişimi ile yakınlaşması, bilginin süratle dolaşımından öte- gelişmiş ülkelerin; gelişmekte olan ülkelere kendi koydukları ve hiç de adil olmayan kurallarla yönetmesi anlamına geliyordu. Adına yeni dünya düzeni dediler. Yeni dünya düzencileri "Ulus devlet modeli ölmüştür, daha rantabl yapılanma için kent devletleri gereklidir" dediler. Biraz daha açık sözlü olanlar kent devletini de büyük bulup "şirket devletlerine,, kadar götürdüler, gelişen ülkelere buldukları SEVR çözümlerini. E ne de olsa hiçbir devlet çok uluslu şirketlerin mali ve siyasi gücünden daha güçlü olmamalıydı ki; yeni dünya düzencileri onlara dayattıkları ekonomik kültürel, siyasi çözümlere direnemesinlerdi. Ülkemizdeki bir grup işadamı ise kendi geleceklerini çokuluslu (ulus ötesi) şirketlerin talanından kırıntı kapma sevdasına kaptırmış, onların her söylediğini ülkemizin yararınaymış gibi savunuyor, adeta çok uluslu şirketlerin (ÇUŞ) gönüllü kabadayılığına soyunuyordu. Batı uygarlığı ile batıcılığı birbirine karıştıran anlayışa karşı Anadolu sermayesini temsil etme savındaki bir başka yeni oluşum ise cumhuriyetle doku uyuşmazlığındaki Arap ümmetçisi görüşlerle ortaya çıkmış, işadamlarını sanayicileri temsile soyunmuştu... Bütün bu gelişmeler karşısında bu ülkenin ekmeğini yemiş, kendi kazancı ile ülkesinin kazancını birleştirebilmiş, Mustafa Kemal'in ulusal ekonomi ülküsünün savunucusu, cumhuriyetimizin temel değerlerine bağlı, yurtsever işadamlarının görüşlerini yansıtacak bir örgütlenme olmayışı, bir eksiklik olarak tüm yurtsever çevrelerin ortak kanısıydı. İş gezilerimiz nedeniyle gittiğimiz her yerde karşılaştığımız işadamı ve sanayici dostlar; Türkiyeci çözümleri savunacak işadamı örgütlenmesinin gerekliliğini dillendiriyordu. 1998 yılı ilkbaharında Prof. Dr. Anıl Çeçen Turgutlu'da verdiği konferansı salondaki katılımcı işadamları ile sohbet ve ulusalcı işadamları derneğinin biran önce kurulması özlemi ile bitiriyordu. Cumhuriyet Gazetesinde 98 Haziran'da yayınlanan bir haber birçok dostum gibi beni de hayrete ve şaşkınlıkla karışık sevinçlere yöneltiyordu. Sevgili Deniz Som "Vaziyet" köşesinde ULUSAL SANAYİCİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ kuruluş çalışmalarını müjdeliyordu okuyucularına. Haber kaynağı ise Kuvayı Milliye Dergisi sahibi Nezih Gençler'di. Her ne kadar bu tarihten önce birçok ortak dostumuzla, ülkemizde işadamlarının temsilinin batı borazanlığı yapmakla yada Cumhuriyetle doku uyuşmazlığı bulunan birbirinden beter iki ayrı anlayış tarafından temsil edilmesinden doğan rahatsızlığımız birçok kez dillendirmişsekte. Her ne kadar küreselleşmeci rüzgara karşı ulusal ekonominin güçlendirilmesi gerekliliğine inanıyorsak ta... Mevcut durumun örgütlenmesi konusundaki adımlarımızın henüz dost çevrelerindeki sohbetleri aşmadığı bir gerçekti. İyi niyetinden (olayın hızlandırılması düşüncesinden) kuşku duymadığımız Sn.Gençler, olayı basına yansıtmış, deyim yerindeyse düğmeye basmıştı. Artık ok yaydan çıkmıştı. Bir grup arkadaşımla yıllardır sürdürdüğümüz "Demokratik Çağdaş Türkiye Grubu" ve diğer sosyal etkinliklerimizi entelektüel bir gayretin ötesine taşımak ve cumhuriyetin temel değerlerinin savunulmasında bizler de kendi alanımızda (iş hayatında) örgütlü olarak yer almalıydık. O günlerde (1996-1997) düzenlediğimiz toplantılarda "Ne olacak bu memleketin hali" tekerlemesini bir umutsuzluk yaymak için değil de, ülkenin gidişinin daha aydınlık bir geleceğe yönelmesi için tekrarlıyorsak; hepimizin yapabileceği bir şeyler var, yeter ki birbirimize el verelim, güç verelim kararı almıştık. Hepimizin gerek ticari gerekse sosyal çalışmaları nedeniyle ülkenin değişik kentlerindeki işadamları, sanayiciler ve yurtsever aydınları ile tanışıklıkları, ilişkileri vardı. Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği kurma fikri daha ilk dillendirdiğimiz andan itibaren sıcak ilgi gördü ve benimsendi. Üstelik olayın basına yansıması ile ülkenin dört bir yanından örgütlenmede görev almak isteyen, ulusalcı işadamlarının faksları da ardı ardına gelmeye başlamıştı. Daha ilk görüşmelerde dahi ne denli gerekli ve o ölçüde geç kalınmış bir girişim içinde olduğumuzu gördük... Girişim merkezimize yağan telefon ve fakslarda gördük ki işadamlarımız "Neredesiniz?..." "yeter artık" ve "derhal" diyordu... Bu ülkede Mustafa Kemal'in arzuladığı, hedef koyduğu; ULUSAL SANAYİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ fikrinin sahibi yurtsever işadamları, sanayiciler vardı. Bu ülkede cumhuriyetin temel değerlerine bağlı, kendi çıkarları ile ülkesinin çıkarlarını birleştirebilmiş, kendi kazancı kadar ulusunun gönencinin de yükseltilmesi gerektiğine inanan sanayiciler vardı, işadamları vardı. Küreselleşmecilerin dayattığı yeni dünya düzeninde "ulus devlet modası geçmiştir, sınırların önemi kalmamıştır,, söylemine yani büyük devletlerin (aslında çok uluslu şirketlerin) patron olduğu, gelişmekte olan ülkelerinse onların babalarından kalma bağ sandıkları düzenleme isteklerine karşı; "ulus devletler ölmemiştir, ulusal bütünlüğümü korumak ve halkımın gönencini arttırmak için ulusal ekonomi güçlendirilmelidir" diyen işadamları da vardı. 1998 yazı yüzyılın sıcağıydı. Bir grup arkadaşımız İç Anadolu ve güneyi, bir grup arkadaşımız ise Trakya ve Ege'yi seçti. İklimin sıcaklığı mı yoksa gittiğimiz yerlerdeki karşılamaların içten sıcaklığı mı hepsi birbirine karıştı ve biz arabalarımızın bagajındaki takım elbise ve kravatlarımızı hiç kullanmadan yeni dostlar edindik. Birlikte kuracağımız derneğimizin ilkelerini, tüzüğünü tartıştık, anlaştık. Yer yer Anadolu seyahatleri yaparken İstanbul'da da MMO başkanımız Saygın Ümit Ülgen'in ev sahipliğinde genel değerlendirmeler yaptık. Tüzük komisyonumuz on kez taslak değişikliği hazırladı, tartıştı. Son haline gelinceye kadar her defasında en az yüz kopya USİAD kurucu adaylarına dağıtıldı. Gelen eleştiri ve görüşlerle zenginleştirildi. Dernek tüzüğümüzün yazılışı belki de hiçbir demokratik kitle örgütünün kuruluşunda olmadığı kadar katılımla ortaya çıkarıldı. YURTSEVER İŞADAMLARINA ÇAĞRI başlıklı ilk bildirimiz, çağrı mektubumuz ulaşabildiğimiz tüm adreslerdeki işadamlarımız arasında heyecan yarattı. Gelen destek ve "bende varım,, mesajları tüm yorgunluklarımızı unutturdu. Bazı telefonlarda ya da görüşmelerde çağrı mektubumuzun özellikle "mafya sermayesi, tarikat sermayesinden daha güçlü, daha azgın gelmekte ve ekonomide iktidar yolunu düzlemektedir", bölümü için "ağır değil mi? Başınıza iş alacaksınız, bu ifadeleri yumuşatın,, notları geldiyse de daha sonra özellikle bir banka ihalesinde (hani o en şeffaf TV'lerde yayınlanan) işadamı ile yeraltı dünyasının ünlüsünün arasındaki telefon görüşmeleri ile başbakanın bir başka işadamı ile bu konuyla ilgili gece yarısı görüşmeleri, bir başka TV kanalının hediye mi? Avanta mı?.. Anlaşılmaz bir şekilde el değiştirmeleri ortaya çıkınca aynı dostlar tekrar aradı ve "az yazmışsınız daha da betermiş,, dediler. MURTAZA ÇELİKEL Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği kurmak amacıyla yaptığımız toplantılarda aklımıza ilk gelen isim tabi ki Murtaza Çelikel'di. 1980'de globalizm, Özalizm'in en sert rüzgarlarında eğilmemiş, ömrünü ulusal sanayi fikrini savunmakla geçirmiş bu değerli büyüğümüzle birlikte yaptığımız görüşme, ufkumuzu açtığı gibi, böylesine değerli ve deneyimli bir büyüğümüzle daha da güçlenmiştik. Kuruluş çalışmalarında; ulusal sanayi fikrini paylaştığımız arkadaşlarımız yeni yeni isimler öneriyordu. Bir akademisyen dostumuz "ben bu fikirleri daha önce Polat ailesinden Zeki Polat'tan da duymuştum. Onu aradınız mı?,, dediğinde, hemen telefona sarıldık. Biraz sonra daha önce hiç görmediğim bir insanla telefonda kırk yıllık dost sıcaklığında konuşuyorduk. Telefonda dernek kurma çalışmalarımızı ve amaçlarımızı anlattığımızda Zeki Polat "sizin anlattıklarınızla, benim burada kendi düşüncelerim... adeta stereo yayın gibi oldu,, deyince USİAD kuruluş günlerinin de önemli bir kilometre taşına daha kavuşmuş oluyordu. ŞEFİK SOYUYÜCE Ankara'dan gelen bir telefon hepimizi heyecanlandırmıştı. Ankaralı işadamlarının duayeni, sevilen sayılan bir büyüğümüz Saygın Şefik Soyuyüce çağrı mektubumuzu almış ve "bu dernekte varım, üye olmak istiyorum,, diyordu. Yanıt olarak "OLMAZ" dedik. Evet "OLMAZ" Saygın Soyuyüce'de şaşırmıştı. Kendisine olmaz dedik çünkü Şefik Soyuyüce'yi tanıyorduk ve böylesine değerli bir büyüğümüzü sadece bir üye olarak göremezdik. Kendisine kurucu yönetim kurulu üyeliğini daha ilk telefonunda önerdik. Hoşgörüsüne sığınarak yaptığımız bu öneriyi alçak gönüllülükle kabul etti. Kurucular kurulumuzda yer aldı. Kabul ettiği genel başkan yardımcılığı görevi ile bize güç verdi. TOPLANTILAR USİAD'ın kuruluşu sırasında birçok kentimizde toplantılar yaptık. Tek tek görüşmeler belki en ufak yerleşim merkezinde dahi yapıldı. Ama bir kasabamız vardı ki o hepsinden farklı... Ankara, İstanbul, İzmir vb. büyük şehirlerimizin dışında Anadolu'nun bir kasabası iki kez USİAD toplantılarına ev sahipliği yaptı... "TURGUTLU" Önce Nisan 99, sonra Ağustos 99'da Turgutlulu Ulusal Sanayici ve İşadamlarının konuğu idik. USİAD adının ilk dillendirildiği bu kasabanın yurtsever insanlarının konukseverliği, fedakarlık ve içtenlikleri unutulmayacaktır. 25 Mayıs 1999 İstanbul'da genel merkezimizce düzenlediğimiz tanışma yemeğimiz Marmara Oteli Balo Salonunda bizlere yakışır olgunlukta gerçekleştirildi. |







