ÜST SINIF YETERSİZ
M.Emin Ceylan
Bu ülkede varolan bunca potansiyele rağmen, niye bunca karmaşa var. Her alanda sırıtan yetersizlik, organizasyon zayıflığı, " kör parmağım gözüne gözüne" olan kazalar, seviyesiz insanların tepelere tepelere sıçramaları; hırslanan her başıbozuğun, sonuna kadar azıtıp ensemizde boza pişirecek derecede şımarması, inanın birazcık edebi olan her adamın fena halde tepesini attırıyor.
Durum bu. Evet ama neden bu?. Suçlanabilecek iki grup var. Birincisi halk; ikincisi üst sınıf. Bana göre suçlu halk olamaz. Çünkü dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin görürsünüz ki, halk zaten hep yetersizdir. Hiçbir zaman ekmek kavgasından kurtulamamıştır. Her ailede karı koca kavgası vardır. Çocuklar hep kavga dövüş ortamında büyür. Hep biraz eziktir halk, hep biraz sorunlu, hep biraz eksik, hep biraz çaresiz ve daima zayıftır. Yani hep sınırlarına dayanmıştır da, öyle sürdürür götürür yaşamını. Sınırdaki topluluklardan ne beklenir ki?. Onlar düzenlenmedikçe sıçrama, atlama ve kolay yaratı yapamazlar.
Ama üst sınıf öyle mi?. Biriktirdiği müthiş bir artı değeri var. Bu değeri, sanata da yatırabilir, bilime de yatırabilir, iyi bir kurumsal ve toplumsal örgütlenme ye de ayırabilir, kişisel gelişimin sınırlarına yapılacak uçuşlar için de kullanabilir; ya da tam aksi, rüşvetler ödeyip kendine haksız kazançlar elde etmek ve teneke mallar üretip bütün bir toplumu kazıklamak için de!.
Bizim üst sınıfımızın; hangi süzgün kültürü olduğunu, bu ülkenin en iyi sosyoloğu çıkıp bana anlatabilir mi?. Hangisinin annesi iyi bir piyano çalıcısıdır?. Hangisinin dedesi Robespier okumuştur?. Ve hangisinin babası bir öykü yazmayı denemiştir?. Hangisi kocaman cipleriyle de olsa bir dağın tepesine çıkıp zirve defterini buzlu elleriyle karalamaya koyulmuştur?. Var mıdır içlerinde bir tane yılanı kabuk değiştirirken merak eden ya da çin işi bir porselenin tınısının oktavını bilen?!.
Peki onlar bilmeyecekti de; Akdağmadeni ya da ne bileyim Yassıören köylüleri mi bilecekti?.
Evet, ne yazık ki onlar bilmiştir. Yani şöyle. Bu ülkede bunlarla uğraşan iki tane adam çıktıysa, onlarda kökten ve hepten köylü olanlardan çıkmıştır. Bir etnograf bulun da; söyleyiversin size iki tane kemancımızla, üçtane bilim adamımızın babalarının hangi köy derelerinden su içerek büyüdüğünü.
Ben köylüyüm, sen şehirlisin. Ta Platon'dan bu yana devletlerin, toplumların şehirlerin düzenini şehirliler yapıyor, köylülerse binlerce yıldır hep tarlada eli sabanda. Eğer bir köylü; elinde çapayla bir gün olsun, şehrin agorasında çeşme taşı üzerine ilişip, felsefe ve hukuk konuşmuşsa, bugün de bırak ona bütün ülkeyi yeniden toparlasın baştan aşağı. Hiç yapabilir mi dersin.
Türkiye'de üst sınıfların tembelliğinden yapmak zorunda kalmıştır. Sorun tamamen budur.
Köylü tarlada işini yaparken sen şehirde neden işini yapmadın?. Neden bu ülkeye doğru dürüst çalışan bir hukuk sistemi oturtmadın?. Neden bu ülkede üniversite yok?. Nerede bu ülkenin canını ciğerine takmış gönüllü dernekleri?. Nerede Truva hazineleri, nerede Artemis tapınakları. Nerede bütün dünyanın tanıdığı bir Türk markası ve nerede donanımlı Türk insanı?. Bunları sen yapacak ve koruyacaktın; yapmadın, korumadın. Şimdi de Akdağmadenin'den, Yassıören'den ve Nevruz'dan gelerek, binbir bela içinde, biz yapmaya çalışıyoruz.
Sonuçtan emin olmasak ta, gösterdiğimiz yürekliliği, nasırlı ellerimiz alkışlayacak büyüklükte!.